Showing posts with label ölüm korkusu. Show all posts
Showing posts with label ölüm korkusu. Show all posts

Thursday, February 12, 2009

15. Lento

lucidliğe ulaşmanın en güzel tarafı, lucid olmaya çalışan herkesin amaçladığı şeyleri başarmak (rüyada uçmak, hiçbir zaman göremeyeceğin insanları görüp gidemeyeceğin yerlere gitmek/gittiğini sanmak, sevişmek, vs.) değil...
dün rüyamdaki insanların suratlarının farklı olması sayesinde yine lucidlik geldi. bu sefer hiçbir şeye yön vermeye çalışmadan beynimin bana göstereceklerini incelemeye koyuldum. ilk önce bazı eski kız arkadaşlarım birbirlerine çarpıp iç içe geçip hareket eden tek bir canlı formuna dönüşüyor, sonra bu canlı kendisini klonlar gibi çoğalıyor. lucid olduğum rüyaların en güzel tarafı, her zaman çok canlı bir sinematografik tarafı olması. tam bu noktada kendimi bir tahlil laboratuarında (ısrarla anlamadığım bir şey var: niye laboratuvar diye yazılıyor bu kelime, mesela fermuarı v'siz yazıyoruz; türkçe'de aynı ikilem fotoğraf/sinematografi gibi kelimelerde de yaşanıyor) çok titiz olduğu her halinden belli bir doktorun ifadesiz yüzüne üzüntüyle bakıp kanserimin detaylarını dinlerken buluyorum: bütün eski kız arkadaşlarım ve o birleşip çoğalma hissi de özlem ve ölüm korkusunun bir araya geldiği gerçeküstü bir kısa filmin senaryosuymuş.

sabah müthiş bir yaşam sevgisiyle kalkıp banyomu yaptım. kemal arayıp evime eşyalarını yerleştirip işe biraz gecikmeyi teklif etti. memnuniyetle kabul edip st. thomas transkripsiyonuma kaldığım yerden devam ettim.

Wednesday, October 8, 2008

12. Grave

2 kız , 1 erkek kardeş ve babaları ellerinde minik toplar atan bir çift tabancayla oyun oynuyorlar, vurulan kişi oyundan çıkıp silahını kendisi yerine oyuna dahil olana veriyor. aynı zamanda da kısa kesilmiş çimlerin olduğu bir mekanda bir açık hava kokteylindeyiz, yanımda ilke de var. oyunu çocukların şirinliğine bakıp eğlenerek izliyoruz. sonunda erkek çocuk babasını da vurarak kazanıyor. oyun bittikten sonra baba silahını bırakıyor ve oyuncular ortadan kayboluyor. ben de yerden silahı alıp bana sırtını dönmüş kendisi için içecek seçen çocukların 2 aylık hamile annesinin poposuna ateş ediyorum. kadın bana doğru dönünce (poposunun büyük olduğunu kast etmek için) poposunu ilke'nin poposu sandığımı söylüyorum, hınzırca gülüyoruz.
hatırlayamadığım birkaç cümleden sonra sarmaş dolaş olup ateşli bir şekilde seviştik.


dünyanın sonuyla ilgili 3 rüya:
- kıyamet gününde her tarafı kapkaranlık bir sis kaplıyor ve sis birden geri çekildiğinde herkes yere düşüp ölüyor. deniz, haluk ve nir'le bir çölün ortasında içinde dilini konuşmadığımız yaklaşık 10 kişinin bulunduğu bir kulübeye sığınıyoruz. birden içeriye gestapo kılıklı askerler giriyor ve herkesi sıraya dizip soru soruyorlar, sorunun cevabını beklemeden kurbanları öldürüyorlar. bu sırada biz saklanmışız, ama birimiz yere bir şey düşürerek yerimizi belli ediyor. nir suratında en ufak bir korku ifadesi olmaksızın kendisini feda ederek kurbanların arasına karışıyor ve ölümünü dehşetle izliyoruz.
- tatil boyunca 1 hafta saksafon çalamayınca gelen klasik rüyalardan biri: guitar club'a benzer bir yerde saksafon dersi veriyorum ama birden bina yıkılmaya başlıyor ve her yerin yukarıdaki rüyadaki gibi koyu boğucu bir toza boğulduğunu görüyorum.
- maçka'dan beşiktaş'a sabahın erken saatlerinde gri bir gökyüzü altında yürüyorum. evler, dükkanlar her yer boşaltılmış. derken ileride daha büyük bir kalabalığa katılmak üzere olan bir grup insan görüyorum. denize karışan ırmaklar gibi kocaman kalabalığa ulaştıklarında iyice seçilmez oluyorlar, sonra silikleşip kayboluyorlar (Helnwein etkisi). bir süre sonra anlıyorum ki sonny rollins'in cenazesindeyiz ve onun ölümüyle evrenin de sonu gelmiş.