lucidliğe ulaşmanın en güzel tarafı, lucid olmaya çalışan herkesin amaçladığı şeyleri başarmak (rüyada uçmak, hiçbir zaman göremeyeceğin insanları görüp gidemeyeceğin yerlere gitmek/gittiğini sanmak, sevişmek, vs.) değil...
dün rüyamdaki insanların suratlarının farklı olması sayesinde yine lucidlik geldi. bu sefer hiçbir şeye yön vermeye çalışmadan beynimin bana göstereceklerini incelemeye koyuldum. ilk önce bazı eski kız arkadaşlarım birbirlerine çarpıp iç içe geçip hareket eden tek bir canlı formuna dönüşüyor, sonra bu canlı kendisini klonlar gibi çoğalıyor. lucid olduğum rüyaların en güzel tarafı, her zaman çok canlı bir sinematografik tarafı olması. tam bu noktada kendimi bir tahlil laboratuarında (ısrarla anlamadığım bir şey var: niye laboratuvar diye yazılıyor bu kelime, mesela fermuarı v'siz yazıyoruz; türkçe'de aynı ikilem fotoğraf/sinematografi gibi kelimelerde de yaşanıyor) çok titiz olduğu her halinden belli bir doktorun ifadesiz yüzüne üzüntüyle bakıp kanserimin detaylarını dinlerken buluyorum: bütün eski kız arkadaşlarım ve o birleşip çoğalma hissi de özlem ve ölüm korkusunun bir araya geldiği gerçeküstü bir kısa filmin senaryosuymuş.
sabah müthiş bir yaşam sevgisiyle kalkıp banyomu yaptım. kemal arayıp evime eşyalarını yerleştirip işe biraz gecikmeyi teklif etti. memnuniyetle kabul edip st. thomas transkripsiyonuma kaldığım yerden devam ettim.
Thursday, February 12, 2009
15. Lento
Labels:
doktor,
kanser,
laboratuar,
lucid,
lucid dreaming,
ölüm korkusu,
özlem,
sonny rollins,
st. thomas,
tahlil
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment