venedik'te "lucid" diyebileceğimiz bir rüya gördüm. yatmadan bir süre önce sinemayla ilgili konuştuk, italya'da olmanın da etkisiyle olacak rüyamda barbaros bulvarı'na benzeyen bir yerdeyim, evlendirme dairesinin arkasından yıldız'a bağlanan yokuş da olabilir. yanımdan nanni moretti'nin karısı minik italyan tipi bi arabayla geçiyor içinde de 3 tane sarışın çocuk var. arabanın arkasında elektronik bir panel var ve bir yazı kayarak geçiyor, yazıyı okuyup hemen unutuyorum. tam bu noktada kendi kendime rüyada olduğumu ve uyandığımda bunu unutmamam gerektiğini söyleyip zamanı geri almaya çalışıyorum. rüyada olduğumun farkındayım, ama farkında olduğumun farkında değilim. ellerimi sıkıyorum yoldan geçenler suratıma bakıp gülüyor yaptığım harekete, ama artık her şeyin bir rüya olduğunu bildiğimden hiç önemsemiyorum. birden zaman geriye sarılan bir film gibi hızlı hızlı arabayı ilk gördüğüm ana kadar geriliyor. şimdi daha dikkatli bir şekilde yazıyı okumaya koyuluyorum:
"la france et mon réseau m'ont sauvé la vie"
rüyayı uyandıktan uzun bir süre sonra kanalın kenarında emre ve ilke'ye anlatırken heyecandan az kalsın yediklerim boğazıma kaçıyordu. uzun zamandır varmak istediğim noktanın artık çok yakınındayım.
Wednesday, May 28, 2008
Friday, May 9, 2008
7. Moderato
istanbul ziyaretleri hep rüyalar açısından zengin oluyor. bu sefer istanbul'a gelirken yolda filozofların cinsel hayatları üzerine bir makale okudum. özellikle de beauvoir' ın amerikalı flörtüne yazdığı mektupta açıkladığı sartre'ın frijitliği ve insan cinselliği üzerine düşünceleri arasındaki açık bağlantının farkına varmam beni biraz etkilemiş olacak, ertesi gün buluşacağım sinem' i gördüm: sevişmeye karar vermişiz, ama sevişmek yerine satranca benzer bir oyun oynuyoruz. bana "of amma isteksizsin" diye veryansın ediyor, ben de oyunu oynamayı kesip heyecanla sartre' ın cinsel yaşamının ne kadar monoton olduğunu ve bunun onun muazzam bir insan olduğu gerçeğini değiştirmediğini açıklamaya girişiyorum. oyuna kaldığımız yerden devam etme girişimlerimin onun konsantrasyonunu kaybetmesi nedeniyle sonuçsuz kaldığını görüp uyandım. daha önce çok istekli olduğum bazı sevişmelerde hakikaten 5-6 dakikalığına aklıma gerçekten alakasız şeyler gelip onları anlatarak karşımdakinin de konsantrasyonunu bozduğum olmuştu, sanırım bu tür durumlarla ilgili bir ahlaki ders olarak okumak lazım bunu.
istanbul'da kaldığım son gün iki tane ilginç rüya gördüm. bir ayrılık öncesi klasiği olarak balık pazarının arkasında rakı içtik, akşam sinem'le buluşacaktık ama rahatsızlandığı için gelememiş. yatmadan önce de bir shakti albümünü sonsuz loop'a koydum. gece uykumdan uyanıp bütün yüksek lisans tezi koşturmacasına, arada ağır takıldığımız birkaç gecenin yorgunluğuna rağmen yatarken müzik koyma ısrarıma güldüm, çünkü gerçekten çok karmaşık ve hiçbir şekilde uyku kavramıyla bağdaşmayacak bir müzikti. ilk rüyada tekrar sinem'le bir hint restoranındaydık, trompete başlama isteğimi şevkle anlatıyorum, bir sergiden tablolar'ın başlangıç melodisini ağzımla söylüyorum ama sesim bir trompetten farksız çıkıyor, hatta sonra orkestranın eşliği bile duyuluyor. etraftaki insanların bütün o sesleri ağzımdan nasıl çıkardığıma hayret edip ağızları açık bir şekilde beni izlediğini fark ettim, ve gülerek uyandım. aslında rüyada yaptığım şeyin toplu taşıma araçlarında ya da işte çok sıkılan insanların çaldıkları enstrümanı ellerinde hayal edip çalar gibi yapmalarından farksız olduğunu anlıyorum şimdi. müzik okuduğum zamanlarda sık sık, bir iki kere de çok aşkın bir şekilde rüyada başıma gelmiş ilginç bir deneyim...
son rüyada facebook'a giriyorum, social profile gibi (hatta social profile'ın kendisi de olabilir) bir uygulamada birisinin öpüşme başarıma yüz üzerinden 0 verdiğini görüp sinir oluyorum. midem bulanarak feci bir öç duygusuyla doluyorum ama o kişi arkadaş listemde yok, sanki bütün uygulamaları yüklesem bir şekilde ona sesimi duyurabilirmişim gibi geliyor. uygulamaları yükledikçe bütün bunların aslında korkunç bir testin bir parçası olduğunu ve birilerinin büyük ihtimalle beni izleyerek dalga geçtiğini düşünerek korkuyla uyandım.
istanbul'da kaldığım son gün iki tane ilginç rüya gördüm. bir ayrılık öncesi klasiği olarak balık pazarının arkasında rakı içtik, akşam sinem'le buluşacaktık ama rahatsızlandığı için gelememiş. yatmadan önce de bir shakti albümünü sonsuz loop'a koydum. gece uykumdan uyanıp bütün yüksek lisans tezi koşturmacasına, arada ağır takıldığımız birkaç gecenin yorgunluğuna rağmen yatarken müzik koyma ısrarıma güldüm, çünkü gerçekten çok karmaşık ve hiçbir şekilde uyku kavramıyla bağdaşmayacak bir müzikti. ilk rüyada tekrar sinem'le bir hint restoranındaydık, trompete başlama isteğimi şevkle anlatıyorum, bir sergiden tablolar'ın başlangıç melodisini ağzımla söylüyorum ama sesim bir trompetten farksız çıkıyor, hatta sonra orkestranın eşliği bile duyuluyor. etraftaki insanların bütün o sesleri ağzımdan nasıl çıkardığıma hayret edip ağızları açık bir şekilde beni izlediğini fark ettim, ve gülerek uyandım. aslında rüyada yaptığım şeyin toplu taşıma araçlarında ya da işte çok sıkılan insanların çaldıkları enstrümanı ellerinde hayal edip çalar gibi yapmalarından farksız olduğunu anlıyorum şimdi. müzik okuduğum zamanlarda sık sık, bir iki kere de çok aşkın bir şekilde rüyada başıma gelmiş ilginç bir deneyim...
son rüyada facebook'a giriyorum, social profile gibi (hatta social profile'ın kendisi de olabilir) bir uygulamada birisinin öpüşme başarıma yüz üzerinden 0 verdiğini görüp sinir oluyorum. midem bulanarak feci bir öç duygusuyla doluyorum ama o kişi arkadaş listemde yok, sanki bütün uygulamaları yüklesem bir şekilde ona sesimi duyurabilirmişim gibi geliyor. uygulamaları yükledikçe bütün bunların aslında korkunç bir testin bir parçası olduğunu ve birilerinin büyük ihtimalle beni izleyerek dalga geçtiğini düşünerek korkuyla uyandım.
Subscribe to:
Comments (Atom)
