Thursday, December 6, 2012

36. Grave

ezgi'yle bir kumsalda tertemiz denize karşı uzanmış ayaklarımıza değen suya bakıp konuşuyoruz. elimle yerden kum alıp bacağıma sürüyorum, arada böyle malak tatili yapmanın faydaları üzerine düşünüyorum. hava sakin olmasına rağmen denizde dev gibi dalgalar var ama hep tam ayağımızın dibinde sönüyorlar. sonra birden kilometrelerce öteden gökdelen boyutlarında bir dalga beliriyor ve hızlıca üzerimize geliyor. ezgiye sarılıp ağlayarak büyük ihtimalle öleceğimizi ve sakin olmasını(!) söylüyorum. arkadadan s.t. sakince bunun bir tsunami olduğunu ve büyük ihtimalle arkadan ikinci bir dalganın daha geleceğini ve herkesin öleceğini söylüyor. ölüme hiç hazır olmadığımı ve daha yapacağım şeyler olduğunu düşünüp kederleniyorum. bir yandan da dalganın büyük ihtimalle uzaklara çarpan bir meteor ya da dünyanın alt katmanlarından birden yukarı fırlayan bir tabaka yüzünden olduğunu düşünüyorum.

Monday, May 14, 2012

35. Lento

dizime kadar koyu bir sıvının içerisindeyim ve sıvının içine ayakta dışkılıyorum. dışkımın içinden -önce parazitik bir yaratık olduğunu düşündüğüm- bir robot çıkıp ürkmüş bir fare gibi hızlıca gözden kaybolup karanlıklara gizleniyor. sonra birden fark ediyorum ki gelecekte yeni bir gezegendeyim ve insanlık yeni gezegenleri kolonize etmek için bu yöntemi geliştirmiş. bir yandan da aklımda garip bir kanalizasyon çağrışımı var.

e. kendine söylenenleri aynen yapan bir otomat gibi davranıyor. onu bir komuta alıştırmışız ve o komutla ileriye doğru zıplata zıplata ilerleterek bir duvara çarptırıyoruz. şuursuzluğu bana o kadar komik geliyor ki kahkadan uyanıyorum.

17/10/2012 notu: Mayıs ortasında gördüğüm dışkılı rüyadan yaklaşık bir ay kadar sonra bağırsak problemlerim başladı. Büyük ihtimalle kuluçka dönemine rastgelmiş bu rüya.

Sunday, April 22, 2012

34. Moderato

a. genis omuzlarini gosteren derin dekolteli ve kisa etekli beyaz bir elbise icerisinde sarki soyluyor. icimden hicbir erotik cagrisim olmadan bu elbisenin ona cok yakistigini ve sahnede cok buyuleyici durdugunu dusunuyorum.

[fransadaki politik ortam icerisinde asiri sagin yerini acikca ortaya koyan secimlerin onceki gunu]
fransiz ve turklerin oldugu bir bayrak merasimindeyim. once marseillaise caliniyor. bayragin gondere cekildigi yerin altinda bir meryem heykeli duruyor. istiklal marsina sira geldiginde butun kalabalik bir polis timi tarafindan geriye dogru itiliyor: muslumanlarin marslari heykele cok yakin soylenmemeliymis. kendi kendime cok sinirleniyorum, kimse marsi duzgun soyleyemiyor bu keyfimi nedense yerine getiriyor.

Friday, November 18, 2011

33. Vivo

[g. ile -onun the key of life diye isimlendirdigi- bir calisma metodu gelistirip ustune uzun uzun konustugumuz bir gecenin sonunda]
g. asil gizin birisinden oc alir gibi sevisen kadinlarda sakli oldugunu, onlara danismadan metodun hicbir sekilde tamamlanmis kabul edilemeyecegini soyluyor.

Wednesday, March 23, 2011

32. Lento

tanımadığım birine yıldız kelimesinin diezden geldiğini anlatıyorum. diez işareti(#) aslında yıldızların parıldamasından esinlenen antik yunanlılar tarafından yapılmış ve farsça bu işarete al-diyaz denirmiş. bu kelime türkçeye yıldız olarak girmiş.

Thursday, January 27, 2011

31. Vivo

mathieu ve bassel'le mi majör ve mi minör arasında gidip gelen bir standart çalıyoruz. ben gitar çalıyorum ve arada mathieu'yü taklit edip dinleyenleri güldürmeye çalışıyorum

Saturday, January 8, 2011

30. Prestissimo

deniz kıyısında bir ofisteyiz bilardo ya kocaman bir langırt masasının altından eski ve kırık bir oyuncak parçası buluyorum. sonra kumsalda o oyuncağa ait olduğunu anladığım başka parçalar. bu parçalar arasındaki bağlantıları düşünürken bir yandan aslında yakında olacak bir cinayeti kimin işleyeceğini bulmaya çalışıyorum. sonunda bütün parçaları birleştiriyorum: 1970'lerden kalma, gazetelerin kuponla verdiği bir futbolcu oyuncağı. hemen ofisteki arşivden(!) oyuncağın verildiği güne gazetedeki bir sayfada görülen uzun saçlı adamın cinayeti işleyeceğini anlıyorum. adam yan odadan çıkıyor. henüz yaşanmamış cinayet vak'asını çözmemle bir yerlerden e. beliriyor. üzerinde çok hoşuma giden, mor/kırmızı/mavi bir bikini var. çok güzel yanmış, saçları upuzun ve onu neredeyse kovalarcasına takip ediyorum. büyükçe bir gemiye yüzüp güvertesine çıkıyoruz. güvertesinde bikinisinin üstünü çıkarıyor, memelerinden çok tahrik olup avuçluyorum, poposunu kavrayıp kendime sıkıca yaslıyorum o ise biraz ileri kaçıp kalçalarını dışarı çıkararak yere eğiliyor, sonra geminin içine doğru kaçıyor. iç mekanda en alt kata iniyorum ama iki genç fransız erkeğinden başka bir şey bulamıyorum. oldukça yoğun bir duman çıkaran bir cıgara içerek çok düşük bitrate'li mp3'leri bir algoritmayla daha kaliteli hale getirebileceklerini kanıtlamaya çalışıyorlar. onları içimden hemen çürütüyorum: "öyle bir algoritma olsaydı parçaları internetten olduğu gibi indirmez, düşük bit rateli sıkıştırılmış versiyonlarını indirip lokalimizde dönüştürüp dinlerdik"