juliette'le tanıştığımız kumsaldayız, yan yana oturmuş -hala kaldırılmamış- sahnede olup bitenleri izliyoruz. soğuk ya da sıcak olmadığını, insanların ağızlarının hareket etmesine rağmen seslerini duyamadığımı fark edip duyularımda yolunda gitmeyen bir şeylerin farkına varıyorum. arka planda derinden bir trauermarsch (beethoven'inki) sesi duyuyorum, sonra juliette'in saçlarını ellemeye çalışıyorum ama elim içinden kayıp gidiyor. o anda aslında ölü olduğumu anlayıp tarifsiz bir keder hissediyorum.
juliette bir süre sonra sıkılıp kalkıyor ben de onun peşinden gidiyorum ancak kumsalın bittiği yerden öteye görünmez bir duvar yüzünden atım atamıyorum: buradan ölümümün kumsalda gerçekleştiğini ve sonsuza kadar orada kısılı kalacağımı çıkarıp kendime şöyle diyorum: "iyi de ben böyle sıkıntıdan patlarım"
Subscribe to:
Post Comments (Atom)

No comments:
Post a Comment