e.s. ile e.t.'yi bir tiyatro çıkışında görüp galata kulesinin altındaki sokaklara kadar gizlice takip ediyoruz. orada l.g. ile buluşuyorlar, l.g. beyazlamış saçları ve şık giyimiyle kendine güvendiğinin sinyallerini veriyor. gülerek oradan uzaklaşıyoruz.
cenk, deniz ve evren'le bir tatil köyündeyiz, karanlık odanın içine birden vampirleşmiş fareler dalıyor.
st joseph'in grand quartier'sine benzeyen kocaman bir alandaki bir konserde mathieu ve bassel'le footprints çalıyoruz. konserden sonra inip arka arkaya kaydı dinliyorum: her dinleyişte başka bir müzik geliyor. bir tanesi hakkındaki yorumum : ritmik olarak güzel fikirler var ama kendini çok tekrar ediyor. bütün kayıtlarda piyano sololarının saksafonunkilerden çok daha güzel çalındığını düşünüyorum.
Wednesday, February 24, 2010
Saturday, February 6, 2010
21. Grave
bu aralar günde en az iki-üç kere satranç oynuyorum, hep de yatmadan önce oynadığımdan uykuya dalmadan önce aklımda hamleler dönüp dolaşıyor, gözümü kapatınca kendimi rastgele bir dizilişin içinden en iyi hamleleri seçmeye çalışırken buluyorum. geçen gece ise rüyamda ilginç bir satranç oyunu oynuyordum. yaptığım her hamleden sonra garip bir yanlışlık hissi içimi kaplıyor, içinden dikdörtgen şeklinde birkaç parça çıkarılmış olan tahtaya kaybettiğim her taştan sonra daha da endişelenerek bakıyorum ve sonunda yenilince endişe bir rahatlık hissine terk ediyor kendini: meğer kuralları tamamen değişik bir oyun oynuyormuşum, bu durumda yenilmekten daha doğal ne olabilir?...
Subscribe to:
Comments (Atom)
