herhalde uzun zamandır gördüğüm en komik rüyadır... son zamanlarda en büyük eğlencemiz 90'ların hit parçalarının kliplerini izlemek. şarkıların ve kliplerin kuruluşuyla ilgili kendi kavramlarımızı bile üretmeye başladık. ben pop müzikten küçüklüğümden beri nasıl nefret etmişim anlyamadım. kliplerdeki danslar, çekilirken eğlendikleri her hallerinden belli olan şimdi kim bilir nerede ne yapan insanlar o kadar güzeller ki! neyse...
rue de rome'da bir dükkanda saksafonuma bec ve kamış deniyorum, etrafımda 8-9 kişilik kızlı erkekli belli ki birbirini tanıyan müzisyenlerden oluşan bir grup var. verilen bekleri taktıkça her gün yaptığım ısınma egzersizlerini yapıp uzun notalarla tonu kontrol ediyorum. nedense kimse bir şey çalmıyor ve dikkatle beni izliyor. yaptıklarım o sırada içeri giren bir grubun dikkatini çekiyor ve aşağı kata inerken merdivenlerin yanında duran bana yaklaşıp takdir dolu cümleler ediyorlar. onlar aşağı iner inmez yanımdaki müzisyenler benimle dalga geçmeye başlıyor, hatta çaldığım cümleleri ya da benzerlerini çalıp gülüyorlar (yeni çıkardığım 3 tane freddie hubbard licki ve wayne shorter'ın ismini şu an hatırlayamadığım parçası).
sonra eşyalarını toplayıp çıkıyorlar, ben de onları gizlice takip ediyorum. bir minibüse biniyorlar ve tekirdağ'da iniyorlar. uzaktan halay çektiklerini sandığım bir grup insanın yanına doğru gidiyorlar. kalabalığa yaklaştıkça yonca evcimik'in 8:15 vapurunda adlı güzide eserinin başındaki abuk sabuk şeyi söyleyip bir tür kabile dansı yaptıklarını görüyorum. bizim müzisyenler de bunlara katılıp çember halinde dönüyorlar. "vay be bu kadar dalga geçtiğimiz şeyler başka kültürlerde nasıl da kutsallaştırılabiliyor" diye düşünürken uyandım.
Monday, March 2, 2009
Subscribe to:
Comments (Atom)
