
salle pleyel'de ismini hatırlayamadığım kocaman bir orkestrayla saint saëns'in 1. çello konçertosunu çalıyorum. çellistlerin alışık olduğu pozisyonu yerine sanki kontrbas çalıyormuş gibi ayaktayım. duruşumun garipliği aslında oldukça anlaşılır: çello çalmaya iki gün önce başlamışım ve içimde uzun bir süre boyunca dönem ödevini savsaklayıp son günde yetiştirmeye çalışan öğrencinin heyecanına benzer bir duygunun güdümünde, beceriksizliğimi dahi müzisyenlerin alışılageldik bir biçimde tasvir edilen garip hareketlerine benzer jestlerle kapatmaya çalışıyorum. 2. hareketin ortasında orkestranın sustuğu ve benim kendimden geçerek çaldığım bir bölümde çelloyu gövdesinden kavrayıp valse benzer bir dans yapmaya başlıyorum. seyirci üzerinde güzel bir etki bırakmışım ki konserin sonunda salon yıkılacakmışçasına alkış kopuyor, 1. kemancı hayranlıkla elimi sıkıyor. fakat o kadar beğenmelerine karşın bis yapmamı teklif etmiyorlar ve korktuğumun başıma gelmediğini görüp rahatlıyorum (o an aklımdan "eğer bis yapmayı teklif ederlerse çelloyu yan tutup gitar gibi çal" diye geçirdim).
konser sonrasında orkestradaki çellistlerden bazılarını kendi aralarında dedikodu yaparken (enstrümanı çalamadığımı kimsenin anlamamasına çok şaşırmışlar) yakalıyorum, geri kalanları ise benimle flört etmeye çalışıyorlar. konser mekanını terk ederken büyük bir heyecanla bu heyecanı ilk paylaşmak istediğim kişi olan babama telefon ettiğimi ama ulaşamadığımı hatırlıyorum.
uyandığımda yaptığım ilk iş google'da jacqueline du pre fotoğrafları aramak oldu...
